ISIKYAZAN-SEMINERYazın kahvaltıda taze biber yemeyi çok severiz. En çok da “tatlı kıl biber” diye de satılan ince yeşil biberleri çıtır çıtır yemek çok hoşumuza gider. Pazardan alırken özenle seçer acı olmamasına dikkat ederiz. Geçen hafta pazardan alırken yine sormuştuk “tatlı mı?” diye. “Tatlı ama arada tek tük acı da çıkabiliyor” demişti pazarcı.

Kahvaltıda aldığımız bu kıl biberleri zevkle çıtır çıtır yerken birden ağzımın içi kavrulmaya başladı. Yediğim son biber acı çıkmıştı. Hem de ne acı..!!

Dilim kabardı, ağzıma sığmayacakmış gibi şişti, büyüdü.

Acı daha sonra burnumdan yukarı doğru, bir gaz bulutu gibi yükseldi ve gözlerimde gaz bombası gibi patladı.

Gözlerimden yaş akmaya ve sanki kulaklarımdan alevler çıkmaya başladı.

Acınyı tüm hücrelerimde hissettim ve acının ne olduğunu (bilmeme rağmen) ilk defa bu kadar derinden farkına varmış oldum.

6 Ekim Perşembe akşamı Işık Yazan üstadımızın, Simyacılar Dönüşüm Atölyemizde vereceği 34 haftalık  “Bilgelik Bilinci Eğitimi” nin tanıtım semineri vardı. Otel salonunu tamamen dolduran bizlere 2 saatten fazla konuştu Işık hoca. Sonrasında da soru cevap kısmıyla harika bir “alma-verme” sohbetine dönüştü anlatı. Tanıtımdan çok 35 haftalık eğitimin ilk hafta dersi oluverdi seminer.

Işık hoca bilgelikten bahsetti:

  • Zamanın 21 Aralık 2012 sonrası nasıl hızlandığından, değişimin ivmelendiğinden,
  • Kader’den ve hiçbir şeyin tesadüfen olmadığından, (benim bu yazıyı yazacağımın ve sizin de bu yazıyı okuyacağınızın çok önceden planlanmış olduğundan)
  • Bedri Ruhselman’ın İlahi Nizam ve Kâinat kitabından,
  • Mutluluktan bahsetti.
  • Sebepsiz mutluluktan bahsetti.
  • Sebepsiz mutluluğun “sahip olma”yla ilişkisinin olmadığını sadece “OLma” ile ilişkinin olduğunu söyledi.
  • Bilgeliğe ulaşmanın bilgi ve öğrenme ile değil,
  • Bildiğini uygulamayla,
  • Bilinç ve fark etmeyle: Zaten bilge olduğumuzun bilincine varıp bunu fark etme ile mümkün olabileceğini anlattı.

20 haftalık temel ve sonrasında 14 haftalık sırlar okulu programıyla nasıl bilgelik bilincine ulaşıldığından bahsetti.

Soru cevap kısmında sorulan soruların ana teması ise:

Bilgi ile bilge olunmuyorsa 34 hafta ne anlatılıyor? 34 hafta sonrası herkes bilge olabiliyor mu? Nasıl bilge olunuyor? Ne zaman bilge olunur? Ben de (bile) bilge olabilir miyim?

Bu sorular benim de zihnimde cevap aramak için dönmeye başladığında,  ne kadar sorgulayıcı ve inançsız ve güvensiz olduğumun farkına vardım. Dünyanın en küçük tohumu olan Hardal tohumunun filden daha büyük bir ağaç olabileceği gerçeğine inanmak ne kadar zorsa, içimde “bilge” olabilmek için ne gerekiyorsa var olduğuna inanmak da o kadar zor geldi bana. Bir elimde hardal tohumu önümde dev gibi bir hardal ağacı görürsem elbette bu bilginin doğru olduğunun farkına varıp inanırım. Ama bilgeliği elimde tutamam ki. Bilgelik tam anlamıyla ne? Daha bunu tam olarak anlamadan, bilmeden kendimin bilge olup olmayacağına nasıl inanabilirim?

Şimdiye kadar bize dayatılmış olan bilgelik bilinci de işimi daha da zorlaştırıyor:

  • Bilgelik Olimpos dağında yanan bir ateş ve ancak Prometheus çalabilir.
  • Bilgeliği Kaf dağının tepesine yerleştirmişler ancak onu Herkül kurtarabilir.
  • Bilgelik için Nepale gidip, Himalayalara tırmanıp uzun yıllar Dünyadan elini eteğini çekerek keşiş hayatı sürmek lazım.
  • Sokrates, Buda, Peygamberler, Mevlana, Şems, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Osho, Bedri Ruhselman, Echart Tolle, Işık Yazan ve Ben.

Benim ve onların aynı hardal tohumu özelliğine sahip olduğumuza inanmak zihinsel olarak zorluyor beni.

Bilgeliğe modern yaklaşım daha anlaşılır ve ulaşılabilir benim için:

Bilge, çok iyi derecede bilen, kendine hâkim, bildiğini kendisi ve başkaları için faydalı olacak şekilde kullanabilen kişiye denir. Kişi bilgi edinerek bilge olamaz; ancak bilgiyi iyi uygulayabilir ve hayata geçirebilirse bilgelik yoluna girebilir

Bu yaklaşım ile bilgili olmaya da gerek olmadan ve bir şeyler yapmak zorunda olmadan, 34 haftalık bilgelik bilinci yolunda yürümeye başlamanın bilge olmaya yeterli olacağına inanmak daha kolay.

Ancak 34 hafta yine de bilge olmak için birçoklarına çok kısa bir süre ve inanılmaz gelebiliyor. Bambu tohumu 5 yıl toprak altında kaldıktan sonra 6 haftada 27 metre uzarmış. Bu durumda bambu 6 haftada mı yoksa 5 yıl 6 haftada mı büyümüş olur?

Bilgelik Bilinci Eğitimi sonunda

  • 34 haftada mı?
  • Yaşımız + 34 haftada mı?
  • Yoksa sayısını bilmediğimiz hayatlar (Işık hocanın deyimiyle rüyalar) + yaşımız + 34 haftada mı?

Bilgelik bilincine ulaşmış olacağız?

Işık hoca sorulara cevaben devamlı “34 hafta öncesinde bile olabilir, öyle bir an gelecek ki fark edeceksiniz. Fark ettiğinizde OLacaksınız. Önemli olan bu farkındalık bilincini yakalamanız” deyip duruyordu. Bilmek, anlamak, inanmak kavramlarının bir adım ötesinde olan  “fark etme, farkına varma” kavramı en belirsiz ve soyut kavram olarak karşıma dikilmişti.

Nasıl “şak diye” fark edeceğimi anlamaya çalışırken aklıma “tatlı kıl biber” ler arasından acı olanı yeyip acıyı ilk defa bu kadar derin fark edişimi hatırladım. Tatlı biberler arasında acı çıkabileceği “bilgisi” pazarcı tarafından verilmişti. Bu bilgiyi biliyor olmam acının gerçekten ne olduğunu anlamama yetmemişti, taa ki ağzıma atıp ağzım kavrulana kadar. Işık hoca, “hissettikleriniz gerçek mutluluk değil, bilgelik bilinci eğitiminde deneyimleyince farkına varacaksınız” dediğinde ne demek isteğini şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Daha önceden mutluluğun ne olduğunu bilmemizin yada bildiğimizi sanmamızın önemi yok.  Hiçbir sebep yokken, geçek mutluluktan bir ısırık aldığımız anda , işte tam o anda, mutluluğun ne olup ne olmadığının farkına varmış olacağız.  “Şak diye”….

Bilgelik de, aynı şekilde, yolun sonunda oturmuş bizi bekleyen ve  ulaşılacak hedef değil. Bu yolda yürüdüğümüz sürece her an, her zaman  “şak diye” karşımıza çıkabilir. Daha da doğrusu farkındalığımız belli bir seviyeye geldiğinde, bilgeliğin de hep bizimle birlikte yürüdüğünün “şak diye” farkına varabiliriz.

Bu andan itibaren artık kafamı bilgelik, gerçek mutluluk, farkındalık,  ne?, ne zaman? Nasıl?  Gibi sorulara takmayacağım. Perşembeleri derslere katılıp önüme gelen yeşil kıl biberleri çıtır çıtır yiyeceğim ve farkındalığımı fark edeceğim o anın gelmesini bekleyeceğim.

Şimdiden şunu fark ettim ki;  bilgelik bilinci tanıtım seminerine katılmadan önceki Ben ile şimdiki Ben artık aynı Benler değil ve 34 hafta sonraki Ben’i hayal bile edemiyorum.

13 Ekim Perşembe ilk derste görüşmek üzere…

Ertuğrul Yılmaz

09.10 2016, Ankara

©2014-16 Simyacılar Dönüşüm Atölyesi

Bu sitede belirtilen terapi ve yöntemler herhangi bir hastalık için tanı veya tedavi amacıyla kullanılamaz.